Geleceğimizin Teminatı Dilimizdir
Geleceğimizin Teminatı Dilimizdir
İnsanlığın medeniyet seviyesi ne olursa olsun insanın varolduğu günden beri eğitim hep olagelmiş ve bundan sonra da olacaktır. Zira eğitim insanoğlunun fıtratında taşıdığı öğrenme isteğinden kaynaklanan ve yaşadığı zamana ve içinde bulunduğu topluma ve çevreye uyum sağlamak ihtiyacından doğan bir olgudur.Dolayısıyla eğitim kavramı toplumsal açıdan insanın varoluşuyla, birey açısından da kişinin doğumu ile başlayan ve devamlılık gerektiren bir süreçtir. Prof.Dr.Fatma Varış'ın da ifade ettiği gibi eğitim, bireye bilgi ve beceri kazandırmanın yanısıra, toplumun hayatını devam ettirebilecek ölçüde ve nitelikte değer üretmek, varolan değerlerin dağılmasını önlemek, yeni değerlerle, insanların yaşama şekillerini, kültürünü bağdaştırmak sorumluluğunu taşır.
Şunu da unutmamak gerekir ki eğitim, insanın kişiliği ve mutluluğu ile birlikte toplumun qeleceği ve güvenliğiyle doğrudan ilgili, görevli ve sorumludur. Çünkü tarihî tecrübeler göstermiştir ki, tarihte eğitimli insan-gücüne sahip bireylerden meydana gelen toplumlar başarılı olmuş, tespit ettikleri ve ürettikleri politikalar doğrultusunda, siyasette, sanatta, kültürde ve teknolojide yaşadıkları çağın en ileri toplumları olarak tarihe geçmişlerdir.
Bu tarihî geçmişin doğal bir sonucudur ki, Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan günümüze dek uzanan süre içinde eğitime büyük önem vermek suretiyle çağdaş uygarlığın önemli bir unsuru olmak çabası içinde olmuştur. Yine bu tarihî birikim ve milletçe gösterdiğimiz olağanüstü çabanın sonucu olarak eğitim, çağımızın ve ülkemizin yükselen değeri olarak ortaya çıkmış, bilgi toplumu olarak nitelendirdiğimiz çağımızda, dünyamız âdeta küçük bir köy hâline dönüşmüştür. Artık günümüz insanı dünyanın büyüklüğüne inanmıyor, bilgisayar ağları sayesinde dünyanın diğer ucundaki kullanıcı ile sohbet edebiliyor, üretilen yeni fikirleri bilgisayarına aktarabiliyor, alış veriş edebiliyor, dünyanın en önemli üniversitelerin kütüphanelerinde ihtiyaç duyduğu bir kitabın olup olmadığına bakabiliyor ve daha bir çok şey...
İnsanlık teknolojinin kendisine sunduğu bütün bu nimetlerden ve maddi refahtan memnun olmakla birlikte, bu gidişatın sonucundan çok emin işte görünmüyor. Dolayısıyla hayatın her safhasında etkileri görülen teknolojinin en iyi şekilde yönetilmesi ve yönlendirilmesi gerektiğine inanıyor, teknolojiyi yönetemeyenleri teknolojinin yöneteceğinden endişe ediyor.
Bu bağlamda üzerinde önemle duracağımız konuların başında millî birlik ve beraberliğimizin teminatı olan ulusal değerlerimizin korunması başta gelmektedir. Paul Kenedy'nin de ifade ettiği gibi; "Eğitim, dünyamızın neden değiştiğinin, başka kültürlerden gelen insanların bu değişmeler karşısında neler hissettiğinin, hepimizin paylaştığı ya da kültürleri, sınıfları ve ulusları bölen- değerlerin bütün kapsamıyla kavranması da demektir."
Güzel Türkçemiz milli birlik ve beraberliğimizin teminatı olarak görülmeli, geleceğimizin temsilcisi olan gençlerimize ve çocuklarımıza en iyi biçimde öğretilmelidir. Büyük Atatürk "Ülkemizin yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır." derken eğitim etkinliklerimizde üzerinde önemle durmamız gereken bir gerçeği anlatmıyor mu?
Yazan= Dr. Bekir TURGUT
Bu konuda çok güzel bir örnek oluşturan Sevgili Zeugma arkadaşımın yazısını da ekledim aşağıya..
Kır gezisi ”picnic”, pekala,olur ”okey” , önemli haberler “flash haber” , yıldız “star” sunucu , “spiker” dükkan adı “ store” diye geçiyor.
Beldelerin girişine “Wellcome” çıkışına “Good-bye” yazıyoruz. Sanat ve meslek pirlerine “duayen ”, itibarın,saygınlığın yerine”prestij”, alana “platform” merkeze”center, ”büyüğe “mega” küçüğe “mikro”diyoruz.
Sona “final”, hasrete “nostalji”,işhanına “plaza”, bedestene “galleria” büyükşehirlerimize “mega kent” diyoruz. Yemek çeşitlerine “menü” diye bakıyor, hesabı ise “adisyon” ödüyoruz.
İki katlı evimizi “dubleks” diye alıyor, üç katlı ise “tripleks” diyoruz.Köşkümüz ise ''villa''..
Sevimli “sempatik” sevimsiz ise “antipatik” olmuştu çoktan. Eşkiyalara “mafya”, vurgunculara “spekülatör”, desteğe yani koltuk çıkmaya “sponsorluk” demiyor muyuz?
Ne yazık ki kulak dolgunluğundan gelen bir dil alışkanlığından dolayı bunlardan bazılarını ben de kullanıyorum Leon:(
Fark etmemiz lazım. Dil,bir milleti sürekli bilinçli ve diri tutmanın en önemli göstergesidir. Dilini kaybetmiş bir toplumun geleceği de yitiktir.
Geleceğimizi fark edelim artık lütfen..


6 yorum:
Kır gezisi ”picnic”, pekala,olur ”okey” , önemli haberler “flash haber” , yıldız “star” sunucu , “spiker” dükkan adı “ store” diye geçiyor.
Beldelerin girişine “Wellcome” çıkışına “Good-bye” yazıyoruz. Sanat ve meslek pirlerine “duayen ”, itibarın,saygınlığın yerine”prestij”, alana “platform” merkeze”center, ”büyüğe “mega” küçüğe “mikro”diyoruz.
Sona “final”, hasrete “nostalji”,işhanına “plaza”, bedestene “galleria” büyükşehirlerimize “mega kent” diyoruz. Yemek çeşitlerine “menü” diye bakıyor, hesabı ise “adisyon” ödüyoruz.
İki katlı evimizi “dubleks” diye alıyor, üç katlı ise “tripleks” diyoruz.Köşkümüz ise ''villa''..
Sevimli “sempatik” sevimsiz ise “antipatik” olmuştu çoktan. Eşkiyalara “mafya”, vurgunculara “spekülatör”, desteğe yani koltuk çıkmaya “sponsorluk” demiyor muyuz?
Ne yazık ki kulak dolgunluğundan gelen bir dil alışkanlığından dolayı bunlardan bazılarını ben de kullanıyorum Leon:(
Fark etmemiz lazım. Dil,bir milleti sürekli bilinçli ve diri tutmanın en önemli göstergesidir. Dilini kaybetmiş bir toplumun geleceği de yitiktir.
Geleceğimizi fark edelim artık lütfen..
Paylaşım çok güzeldi yine..Teşekkürler Leon:)
Zeugmacım bu güzel yorumu aslında yazıya dahil etmek gerekir..Tam bütünleşicek yazıyla..Ne dersin onay var mı:)
Onayın sözü mü olur sevgili Leon?
Bu benim de hoşuma gider.Onur duyarım..
İstediğini yap..
Bu yorumu bu kadar beğendiğin için ayrıca teşekkür ederim :)
şahsıma ait bir yazıya sitenizde yer verdiğiniz için teşekkür ederim.
Dr. Bekir TURGUT
Sayın Dr. Bekir TURGUT,
Hocam sizlerin o güzel yorumunu görmek şahşım adına büyük onurdur..Sizler gibi değerli düşünürlerimize ve onların değerli yazılarına her zaman yerimiz vardır..
Saygılar..
Çocuk ve Eğitim
Çağdaş uygarlığın yükselen değerleri arasında yer alan çocuk, insanın doğasından gelen sonsuzluk bilincinin bir ürünü olup, kişilerin ve toplumların geleceğini temsil eder. Onun içindir ki günümüzde, çocuğa gösterilen ilgi, sevgi ve güven gelişmişlik ölçütü olarak kabul edilmekte, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler bütçelerinden en büyük payı eğitime ayırmaktadırlar.
Fikirleriyle dünyayı değiştiren J.J. Rousseau (1812-1878) "Emil" adlı eserine başlarken; "Babalık ödevlerini yerini getirmeyecek bir kimsenin baba olmaya hakkı yoktur. Çocuklarını beslemek ödevini bir babanın üzerinden atması için ne fakirlik, ne iş güç, ne de etraftan utanma gibi mazeretler makbul sayılabilir. Bana inanın okurlarım, vicdanı olan her kimse, böyle kutsal bir ödevi ihmal ederse, bilsin ki, bu suçunu uzun yıllar dökeceği acı yaşlarla ödeyecek ve hiçbir zaman teselli bulamayacaktır." Sözleriyle çocuğun keşfinde ve anlaşılmasında başı çekmiş ve bu eserinde, eğitimin amacı ve yöntemleri üzerinde durmuştur. Rousseau'nun bu düşünceye ulaşmasında hiç kuşkusuz özel yaşamının yanı sıra, Fransa'nın o günkü şartları da etkili olmuştur. Çünkü o yıllarda Fransa'da; Kimsesiz Çocuklar Yurdu Kurumuna verilen bebeklerin % 70'i daha yaşına girmeden ölürken, 1760 yılında yurda terkedilen 7000 çocuktan ancak 1200 tanesi beş yaşını aşabiliyordu.
Rousseau'nun başlattığı bu gelenekten yola çıkan eğitimciler, psikoloji disiplinlerindeki gelişmeleri de dikkate alarak, çocuğun keşfinde ve öne çıkmasında önemli çalışmalar yapmışlar ve çocuğun evrensel boyutta tartışılmasını sağlamışlardır.
Nihayet 30 Eylül 1990 tarihinde "Çocuklar İçin Dünya Zirvesi" adıyla düzenlenen toplantıda; çocukların sorunlarına ilişkin önemli konular tartışılmış ve 2000 yılına kadar ulaşılması gereken 20'den fazla somut hedef tespit edilmiştir. Aralarında ülkemizin de bulunduğu bir çok ülkenin devlet ve hükûmet başkanlarının katıldığı bu toplantıda, çocukları doğdukları dünyanın aşırılıklarından, dertlerinden ve yanlışlıklarından korumanın en önemli yolunun eğitim olduğu görülmüş, çocuk ölümlerinin azaltılmasından sonra, eğitime ilişkin konular öncelikli olarak tartışılmış ve böylece eğitimin önemi daha da artmıştır.
Bu gelişmeler ışığında ülkemizin durumunu değerlendirirsek; Türkiye, Cumhuriyet döneminde eğitime önem vermek suretiyle 19'uncu yüzyılın bunalımlarından kurtulmuş, Büyük Atatürk'ün direktifleri doğrultusunda çağdaş uygarlığın içinde yer almak gibi önemli bir prensibi devlet politikası olarak benimsemiştir. Benimsediği bu politika sayesindedir ki, bugünün Türkiye'si okullarına öğrenci arayan değil, çocuklarına ve gençlerine daha kaliteli eğitim vermek için büyük fedakârlıklara katlanan bir ülke ve toplum hâline gelmiştir. Artık eğitim çocuklarımıza ve gençlerimize sınıf ve öğretmen bulmaktan ibaret bir etkinlik olarak kabul edilmiyor, onlara hakları olan daha kaliteli eğitim imkânları sağlamanın yolları aranıyor. Zira bilginin ve teknolojinin hızlı değişimi, beklenmedik sosyal, siyasal ve kültürel oluşumlara neden olmakta, bu durum ise, en gelişmiş toplumları bile yeni oluşumlara ayak uydurmaya ve sürekli değişime zorlamaktadır.
Bize düşen görev ise, gelecek yüzyılda da birlik ve beraberlik duygularını güçlendirerek, ülkemizi çağdaş uygarlığın önemli bir unsuru hâline getirmektir. Zira böyle bir toplum inşa etmenin en etkili aracı eğitimdir. Yine biz inanıyoruz ki, Türk eğitimcileri böylesine kutsal bir görevi geçmişte yapmışlardır, gelecekte de yapacaklardır.
Türk eğitimine bu duygu ve düşüncelerle uzun yıllar hizmet veren "Millî Eğitim" yeni yüzyılda da bu etkinliğini sürdürecektir. Yeni bir yüzyılın başında katkılarınızla birlikte olmanın kıvancıyla herkese teşekkür ediyor, katkılarınızın artarak sürmesini bekliyoruz.
Dr. Bekir TURGUT
MEB Yayımlar Dairesi Başkanı
Yorum Gönder