Mehmet Akif Ersoy Hayatı-Mehmet Akif Ersoy Biyografisi-Mehmet Akif Ersoy Eserleri
Mehmet Akif Ersoy Hayatı-Mehmet Akif Ersoy Biyografisi ve Eserleri
Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir) dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif’tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif’in doğum tarihidir.Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık gibi bulaştığı, çöküş şartlarının hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik yarattığı, buna rağmen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduğu bir dönemdir.
2. Mahmut’un, 3. Selim’in başlattığı yenileşme hareketleri, Tanzimat doruk noktasına varıyor ve bugüne kadar devam eden aydın- halk yabancılaşmasını, milletle devlet arasındaki problemli doğuruyor, toplumsal yarılmalara yol açıyordu. Yenileşme ile başkalaşma arasındaki farklar sık sık belirsizleşiyor atılan her adım ciddi sosyal ve siyasi maliyetler getiriyor, kendinden ve kendi köklerinden beslenen bir yenilenme gerçekleştirilemiyordu.
Korkuyla umut, ataletle hamle çabası, teslimiyetle yiğitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çok zaman kolkola denecek kadar birbirine yakın duruyordu.
Avrupa ülkelerinin Osmanlıyı tasfiyesi politikası bütün hızıyla ve kararlılığı ile devam ediyordu.
Daha Akif 6 yaşında iken Ruslar İstanbul’a kadar ilerliyor Ayestefanos Abidesini dikiyordu. Yine 5 yaşında iken Abdulhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapatıyor, devletin ve milletin varlığını korumak için politik dehasına ve çoküş endişesinin yarattığı bir haleti ruhiyeyle baskıcı bir politikaya yöneliyordu.
Babası Fatih Medresesi müderris ve mücizlerinden (icazet veren) İpek’li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı H. Emine Şerife hanımdır. Babası Rumelili (Arnavut) annesi ise Buhara’dan hacca giderken Amasya’da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi’nin kızıdır. Tahir efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanım’ın ikinci eşidir.
Akif’in ailesi sade ve orta halli ama bir inanç ikliminin bütün olgunluğu ve güzelliği ile yaşadığı bir aile idi.
Akif babasını,
“Beyaz sarıklı, temiz, yaşça ellibeş ancak
Vücudu zinde fakat saç sakal ziyadece ak.”
diye tasvir eder.
Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarını (Akif ve kızkardeşi Nuriye) kendi eliyle yıkar, kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi... Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. (Kuntay, s.157)
Akif, Annesini ise şöyle anlatır:
“Annem çok âbid (ibadetine düşkün) bir hanımdı. Babam da öyle. Her ikisinin de dinî selabetleri vardı. İbadetin verdiği zevkleri heyecanla tadmışlardı.”
Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç, Akif’in ailesi ve kökeni ile ilgili şu nefis yorumu ile yapar:
“Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı, doğuş yeri Fatih:
Yani tam bir Doğu İslâmlığının, Batı İslâmlığının ve Merkez İslamlığının bir sentezi bir çocuk”
Anne çizgisi, duyarlığı, sağduyuyu, kendini bir ülküye adayışı, şairliği getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savaşkanlığı, yılmaz ve her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamını, gözüpekliği, korkmazlığı, ürkmezliği, umutsuzluğa sürekli olarak düşülmemeyi getirecektir. Doğuş yeri ise, ümüslü ve verimli bir topraktır ki, tabiatta nice saçılıp da kaybolan iyi tohumların bir gramını bile ihmal etmez, değerlendirir, yemişlendirir.”
Akif’in doğduğu Fatih semtini Sezai Karakoç şöyle tasvir ediyor”
“Fatih semti, İstanbul’un içinde ikinci bir İstanbul’dur. Yüzdeyüz Fatih şehridir. Fatih camii, İslâm-Türk kültürünün bu ölmez abidesinin çevresinde halka halka fatih medreseleri ve semti, en saf müslüman Türk heyacanının ördüğü bir toplumdur.”
Akif, İstanbul’un bu en Türk, en yerli ve en yoksul mahallelerinden birin de doğdu ve yaşadı. Hayatı burada tanıdı ve keşfetti, toplumsal dokuyu burada ve onun bir parçası olarak tanıdı. Bir inanç ikliminin güzelliği ile birlikte toplumun yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel olana nasıl nüfuz ettiğini, hangi çelişkilere, trajedilere yol açtığını, neleri çürüttüğünü, nelerin eskidiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahalle hayatında gözlemledi. Yenilenmekle, yerli kalmak, kendi olmak arasındaki tercihlerinin ilk çizgilerini burada idrak etti.
Ve Akif burada bir şey daha öğrendi. Her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluğun, sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini. Erdemli yoksulluk helal kazanç ve emek demektir, fedekarlık demektir, dayanışma demektir, karşılıksız sevmek demektir, hırs ve rekabeti ayaklar altına almak demektir. Erdemli yoksulluuğun tek sigortası vardır. Çalışmak, ölene kadar çalışmak, onurunu kaybetmeden çalışmak.
Akif kendi mahallesinin yoksulluğunu, kendi haline terkedilmişliğini şöyle anlatır.
Bizim mahalleye poyraz kışın da uğrayamaz
Erir erir akarız semtimize geldi mi yaz!
Bahârı görmeyiz ala lâtif olur, derler...
Çiçeklenirmiş ağaçlar, yeşillenirmiş yer.
Demek şu arsada ot bitse nevbahâr olacak?
Ne var gidip Yakacık’larda demgüzâr olacak
Fusulü dörde çıkarmaz bizim sokaklarımız;
Kurak, çamur.. İki mevsim tanır ayaklarımız!
Akif bu mahallede bu inaç ve gelenek ikliminin ortasında mahalle hayatını bütün renk ve çizgileriyle yaşadı.
Babası O’nu sekiz yaşından itibaren Fatih camiine götürdü. Bunu bir şiirinde şöyle anlatır.
Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: “Bu gece,
Sizinle camîe gitsek çocuklar erkence.
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;
Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!”
Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi
Namaza durdu mu, naliyle koyverir peşimi
Dalar giderdi, ben atık kalınca âzade
Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde.”
Cami, masal, oyun ve yaramazlık. Cami içinde baba ve çocuklar. Camii içinde inanç ve coşku. Camii içinde ciddiyet ve oyun. Cami içinde inanç ve çocuksuluğun sınırsızlığı. Cami içinde yetişkin ve çocuk samimiliği.
Ve cami ile içiçe bir ev. Camii ile içiçe bir mahalle hayatı. Camii ile içiçe düşünce, duyarlık ve yaşama iklimi.
İşte yetişkin Akif’in portresinin temel çizgilerini belirginleştiren çocuk Akif’in dünyası ya da Âkif’in içinde kendini bulduğu dünya...
Ve Akif’in mizacı.. ele avuca sığmayan bir çocuk. Çalışkan ama haşarı. Okuldan döner dönmez sokağa fırlayan, ağaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaç. Masal dinlemeden uyumayan bir ruh. Uyuması için kendisine masal anlatırken anlatırken uyuyakalan Saime Hanım’ın eline mangalda kızdırdığı cevizi bırakarak yakan bir yarım kalmışlığı kabullenememezlik.
Akif böyle bir ortam içinde o günün geleneğine uyularak 4.5 yaşlarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebine başladı. Yaklaşık iki sene sonra Fatih İptidaisi’ne (ilkokul) girdi. Üç yıllık bu okulu bitirdikten sonra girdiği Fatih Merkez Rüştiyesi’ni (ortaokulunu) 1895 yılında bitirdi.
Bu mezunuyet aile içinde görüş ayrılığına yol açtı. Emine Şerife Hanım, Hocazade’sinin (Annesi Âkif’e Hocazadem diye hitabederdi) sarıklı olmasını, medresede tahsiline devam etmesini istiyordu. Babası Tahir Efendi ise medresede okuyacağı şeyleri, oğluna kendisinin de öğretebileceğini ileri sürüyor, yeni açılan ve revaçta olan mekteplerden birine gitmesini istiyordu. Akif’in anne ve babası arasındaki bu görüş ayrılığı Dönemin toplumsal tercihlerindeki farklılaşmayı da ortaya koyuyordu. Bir tarafta geleneğin bütün çizgileriyle yaşadığı Fatih’te, evladını bir inanç ve ilim adamının saygınlığı içinde görmek isteyen anne diğer yanda değişen dünyanın gereklerini farkeden kendisi de bir inanç ve ilim adamı olan baba. Ne inanç ihmal edilebilirdi ne yeni gelen ve kendi şartlarını dayatan dünya. Bu açıdan bakıldığında Akif annesiyle babasının özlemini kendi şahsında bütünlemiş ve uygun bir senteze kavuşturmuş gibidir.
Sonunda Tahir Efendi’nin dediği olur. Ancak Tahir Efendi mektep ve meslek tercihini oğluna bırakır. Akif dönemin en gözde okullarından biri olan Mülkiye’yi tercih ettiği için ve babasıyla birlikte kaydını yaptırır. Kayıt tamamlandıktan sonra kâtip kayıt harcı ister, Tahir efendi, Âkif’i bir köşeye çeker, kesesini çıkarır ama istenen miktarda para yoktur. Tahir efendi rehin bırakmak üzere gümüş saatini çıkarınca kâtip almaz ve kayıt harcını ertesi gün getirebileceklerini söyler.
İlk gençlik yılları da çocukluğu gibi. Taşkın, ele avuca sığmaz, güçlü, sıhhatli ve enerjik. Pehlivanlarla güreşen, boğazda karşıdan karşıyla yüzen, taş yarıştıran bir ilk gençlik. Ama hep çalışkan, hep erdemli.
Mülkiye’nin İ’dâdî bölümünde üç sene okuduktan sonra şehadet-nâme (diploma) aldı ve yüksek kısmına kaydoldu. Bir sene süre sonra (H.1305/1887-88) babası vefat etti. Aynı yıl evleri yanınca Mülkiye’ye nehari (gündüzlü öğrenci) olarak devam etmesi imkansız hale geldi. Mezunlarına hemen iş verileceği için o yıl açılan ve ilk sivil veteriner yüksek okulu olan Mülkiye’nin Baytar Mektebi’ne (Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi) leyl-i (yatılı) öğrenci olarak geçti.
Âkif bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle karşılaştı. İnançlı bir Türk Hekimi olan, Türkiye’ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca. Pasteur’un öğrencisi olan bu öğretmeninden Pasteur sevgisini aldı. Mithat Cemal, Akif’in Pasteur’ün fotoğrafına bakıp hayranlıkla “Bu ne ilâhi yüzdür” dediğini, fotoğrafı öptüğünü ve ardından “Mu’tekid de! (İnançlı) eklediğini kaydeder.
Çoğu kendisi gibi babasız ve yoksul öğrencilerden oluşan bu okul Âkif’e sağlam ve bir ömür boyu sürecek dostluklar kazandırdı.
Yine bu okul, Akif’in sağlam bir dini bilgi ve sarsılmaz bir imanla, müspet bilimin harika bir uyumunu sağlayan zihini yapısını oluşturdu.
Akif bu dönemde de Kıyıcı Osman Pehlivandan güreş öğreniyor, Çatalca köylerinde yağlı güreş tutuyor, taş yarıştırıyor, yüzüyor ve çok sevdiği mektebin “Doru” isimli atına biniyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor
Şiire ilgisi de bu yıllarda başlıyor ve okulun son iki senesinde başladı. Bunlar dönemin yaygın kanaatlerinin izlerini yansıtır ve divan şiirlerine nazireler şeklindedir.
22 Aralık 1893’te okuldan birincilikle mezun olur ve 26 Aralık’ta “Orman ve NMa’adin ve Ziraat Nezare’Baytar Müfettiş Muavini” olarak tayin edilir.
Görev yeri İstanbul olmasına rağmen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde görev yapmıştır.
Bu seyahatler Akif’in gözlem gücünü, toplumu daha yakından tanımasını sağlamış olmalıdır. Akif bu dönemdeki gözlemlerini şiirlerinde son derece gerçekçi bir şekilde kullanır. Yine bu ve bundan sonraki seyahatler Akif’in hem düşünce tarzını hem de şiir anlayışını temellendirir.
Mezuniyetinden 6 gün sonra 28 Aralık 1893’te İlk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Servet-i Fünun’da yayınlanır.
Buarada çocuk yaşlarda başladığı Kur’an’ı Hıfzetme (Ezberleme) çabalarını yoğunlaştırır ve Hafız olur.
1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile evlendi.
Akif’in bu yıllarda da Maarif mecmuasında, Resimli Gazete’de şiir yazıları ile Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevrilerini yayınlamaya devam eder.
17 Ekim 1906’da mevcut görevine ilâveten “Halkalı Ziraat Mektebi Mektebi’ne “Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 25 Ağustos 1907’de Çiftlik Makinist Mektebi’ne Türkçe Muallimi olarak atanır.
23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilir. Akif, bu sırada İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavin’dir.
Akif’in hemen hiçbir dönemde siyasetle doğrudan ilişkisi olmamakla beraber toplumsal sorunlarla ciddi ve yoğun bir ilgisi olmuştur. Dönemin bütün aydınları gibi çöküş şartlarının yol açtığı acıları derin bir şekilde yüreğinde hissediyor ve bir çıkış yolu arıyordu.
Meşrutiyetin ilanından 10 gün sonra daha önceleri gizli bir cemiyet olarak faaliyet gösteren ve daha sonra partileşecek olan İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur. Ancak Akif, cemiyete üyeliğe girişin gereklerinden biri olan “Cemiyetin bütün emirlerine, bilâ kayd ü şart (kayıtsız şartsız) ittaat edeceğim” şeklindeki yemindeki “kayıtsız şartsız itaat “itiraz eder ve sadece iyi ve doğru olanlarına şeklinde düzeltilmesi şartıyla yemin edebileceğini söyler. Ve cemiyetin yemini Akif’le değişir.
Akif’in karekterinin tipik bir yansıması olan bu tutum hayatı boyunca ve herkese karşı korunan bir ilkeli anlayışın tezahürüdür.
1. Safahat Birinci Kitap : İçinde 44 manzumevardır. Toplamı 3 000 dize kadardır. Konularını toplumun acı çeken çeşitli kesimlerinden, hürriyet, istibdat gibi siyasal olaylardan, şairin mistik duygularından ve bu dünyevi vazifelerden almaktadır.
2. Safahat İkinci Kitap : Süleymaniye Kürsüsünde Süleymaniye Camii'ne giden iki kişinin söyleşilerini içeren bir başlangıçla kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim'i konuşturan uzun bir bölümden oluşmaktadır. 1 000 dizedir.
3. Safahat Üçüncü Kitap: Hakkın Sesleri Toplumsal felaketler karşısında insanları uyarmak için gerçek İslami mesajı yansıtmaktadır. Toplamı 500 dize tutan 10 parça manzumedir. Manzumelerde Akif, partizanlığa, umutsuzluğa, ırkçılığa ve ateizme çatmaktadır.
4. Safahat Dördüncü Kitap: Fatih Kürsüsünde İki arkadaşın Fatih yolundaki konuşmalarını içeren bir bölümle, Fatih Camii Kürsüsü'ndeki vaizin konuşması olarak verilen uzunca metni içermektedir. 1 800 dizedir. Toplumsal ve siyasal bir yergidir. Tembellik, gerilik ve batı mukallitleri hedef alınmıştır.
5. Safahat Beşinci Kitap: Hatıralar Tümü 1 600 dizedir. Manzumelerde toplumsal felaketler karşısında Allah'a yakarılmakta, İslamiyeti gerektiği gibi ve geri kaldığı için tembel halk ve aydınlar suçlanmakta, Akif'in gezdiği yerlerdeki izlenimleri anlatılmaktadır.
6. Safahat Altıncı Kitap: Asım 2 500 dizelik tek parçadan meydana gelmektedir. Savaş vurguncuları, köylülerin durumu, geçmişe bakış anlayışı, eğitim-öğretim, medrese, ırkçılık, batıcılık, gençlik gibi birçok konu üzerinde durmakla birlikte, Akif'in gerçek görüşünü temel alır. Hocazade(Akif) ile Köse İmam arasında karşılıklı konuşmalar biçiminde geliştirilmiştir.
7. Safahat Yedinci Kitap: Gölgeler Akif'in 1918-1933 yılları arasında yayımlanmış manzumelerini içermektedir. Bunların toplamı bir kısmı kıta olmak üzere 41'dir. Manzumelerin üçü ayet yorumu olarak kaleme alınmıştır. Yazdıkları dönemin Akif üzerindeki etkilerini yansıtmaktadır.
8. "Son Safahat" : Ölümünden sonra, damadı Ömer Rıza Doğrul tarafından Akif'in basılmamış şiirleri bir araya getirilerek bu ad verilmiş ve 1943'teki toplu basımın sonuna konmuştur. 16 manzumedir ve birçoğu kıtadır. Safahat'ın daha sonraki basımlarında "Son Eserleri" başlığı altında verilmiştir. M.Ertuğrul Düzdağ'ın tertip ettiği 8. Basımda bunlara 11 yeni manzume eklenmiştir.
9. Safahat (Toplu Basım) : 6 Safahat'ın ve Son Safahat'ın yeni harflerle toplu basımıdır. Ömer Rıza Doğrul tarafından basıma hazırlanmış, bir mukaddime, indeks ve önsöz konulmuştur.
1. "İttihat yaşatır, Yükseltir, Tefrika Yakar Öldürür" Mehmet Akif ile Aksekili Ahmet Hamdi Bey'in, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Şehzadebaşı Kulübü'nde yaptıkları birer konuşma "Mev'aziz-I Diniye Birinci Kısım" adıyla bastırılmıştır.
Buradaki 54-60. Sayfalar Mehmet Akif'in konuşmasını kapsamaktadır.
2. Kastamonu'da Nasrullah Kürsüsü'nde Akif'in Kastamonu Nasrullah Kürsüsü'nden yaptığı konuşmasıdır. Akif, Sevr Anlaşması'nı anlatmaktadır.
3. Kur'an'dan Ayetler ve Nesirler Üç bölümlük eserin birinci bölümünde Kur'an Tefsirleri, ikinci bölümde Milli Mücadele döneminde yazılmış üç tefsiri ile Kastamonu ve ilçelerindeki vaazları üçüncü bölümde ise edebiyat yazıları, hasbihalleri yer almaktadır.
4. Mehmet Akif Ersoy ( Safahat ve İstiklal Marşı Şairi), Kur'an -I Kerim'den Ayetler (Meal-Tefsir)- Mev'izeler (Balkan Harbi'nde-Milli Mücadele'de)
Hazırlayan: Suat Zühtü Özalp. Birinci kısımda Akif'in yorumladığı ayetlerin Kur'an yazısı ve Latin harfleriyle okunuşu, meali ve tefsiri veriliyor. Bunların sayısı 32'dir. İkinci kısım da sekiz konuşma vardır. Bunlardan üçü Balkan Savaşı yıllarında yapılmıştır. Zağanos ve Nasrullah Camiileriyle Kastamonu ve ilçelerindeki konuşmalarından oluşur.
5. Mehmet Akif, İstiklal Marşı Şairimizin İstiklal Harbindeki Vaazları Hazırlayan: Hasan Boşnakoğlu
6. Babanzade Ahmet Naim, Profesör Abbas Mahmut Akkad, Mehmet Akif: İman ve Ahlak
Hazırlayan: Süleyman Fahir
7. Mehmet Akif Ersoy Hutbeler, sadeleştiren Maruf Evren
1. Müslüman Kadını Mısırlı Ferid Vecdi'den tercüme edilmiştir.
1. Hanoto'nun (Hanotaux) Hücmuna Muhammed Abduh'un İslami Müdeafaası Fransız Dışişleri Basanlarından Hanotaux, yazdığı bir makalede, İslamın medeniyeti kabule elverişli olmadığını ileri sürmüş, Muhammed Abduh da buna bir cevap vermiştir. Akif'in bu çevirisi, daha sonra kitap haline getirilmiştir.
3. İçkinin Hayat-I Beşerde Açtığı Rahneler
Abdülaziz Çaviş'ten çevrilmiştir.
4. Anglikan Kilisesi'ne Cevap Abdülaziz Çaviş'ten tercüme edilmiştir. Kitap ayrıca "Hazreti Ali'nin Bir Devlet Adamına Emirnamesi" adıyla da Mehmet Akif'in çevirisinden yayımlanmıştır.
5. Mehmet Akif Külliyatı Hazırlayan İsmet Hakkı Şengüler. Akif'in çevirilerine ayrılmıştır.
1. Orani (Kamil Flamaryon'dan)
2. Hadika-i Fikriyye (Ferit Vecdi'den)
3. Müslümanlıkla Medeniyet (Ferit Vecdi'den)
4. Medeniyet-i İslamiye Tarihi'nin Hataları (Şiblinnumani'den) Corci Zeydan tarafından yazılan Medeniyet-i İslamiye Tarihi adlı eserin hatalarını göstermek amacıyla Hintli Şiblinnumani'nin yazdığı eserlerdir.
5. Asr Suresi Tefsiri ( Muhammed Abduh'dan)
6. Alemi İslam: Hastalıkları ve Çareleri ( Abdülaziz Çaviş'ten)
7. Müslümanlık Fikir ve Hayata Neler Bahşetti? ( Abdülaziz Çaviş'ten)
8. Kavmiyet ve Din, İslam ve Medeniyet ( Abdülaziz Çaviş'ten)
9. Esrar-ül Kur'an (Abdülaziz Çaviş'ten) Bu eserin çoğu bölümünü Mehmet Akif Ersoy tercüme etmiştir.
10. İslamlaşmak (Sait Halim Paşa'dan) Fransızcadan çeviridir.
Kaynakça:
0. Süleyman Afazi/(l871-1927), Mehmet Akif Şairin Zatı ve Asarı Hakkında Bazı Malumat ve Tetkikat
1. Orhan Seyfi(Orhon) (1890-1972). Mehmet Akif, Hayatı ve Eserleri
2. Esat Adil Müstecaplıoğlu, Mehmet Akif, Ferdi ve içtimai Karakteri, Vatanperverliği,Milliyetçiliği, Şairliği
3. M. Sencer, M. Salih (toplayanlar), Mehmet Akif
4. Ahmet Cevat, Mehmet Akif, Hayatı ve Seçme Şiirleri
5. Mehmet Akif'in Kabri İçin, hazırlayan: İkinci Ölüm Yılı Münasebetiyle Mehmet Akif, Veteriner Fakültesi Talebe Cemiyeti
6. Eşref Edip (Fergan) (1882-1971), Mehmet Akif, Hayatı, Eserleri ve 70 Muharriri Yazıları, I.cilt
7. Ali Nihat Tarlan (1848-1978), Mehmet Akif, Ölümünün 2. Yılı nedeniyle yazarın verdiği konferans
8. Mehmet Akif'in Kabri İçin, Broşür
9. (Abdurrahman Konuk, M. Adsızyoldaş, A.R., Nejat E, O. Alpyörük, S.Doğu, Ş.Edgüer, Ergenekon)
10. Eşref Edip (Fergan), Mehmet Akif, Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları 2.Cilt
11. Mithat Cemal (Kuntay) (1885-1956), Mehmet Akif
12. Mehmet Akif, Neşreden: Yüksek Ziraat Enstitüsü Talebe Cemiyeti
13. Sabiha-Zekeriya Sertel, Tevfik Fikret- Mehmet Akif Kavgası
14. Eşref Edip, (Fergan) İnkılap Karşısında Akif-Fikret-Gençlik- Tancılar
15. Sabiha-Zekeriya Serte l, Tevfik Fikret- Mehmet Akif Meselesi Hakkında
16. Mithat Cemal Kuntay, İstiklal Şairi Mehmet Akif
17. Türk Gençliği ve Mehmet Akif , neşreden İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği
18. Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif ve Şiirleri
19. Fevziye Abdullah Tansel(1912-...} Mehmed Akif, Hayatı ve Eserleri, Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı
20. Mehmet Akil Ölümünün 10. Yılı, 1946, Neşreden MTTB
21. Cemil Sena Ongun (1894-1981), Mehmet Akif. Hayatı, Eserleri, Şahsiyeti, İdealleri
22. Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif, Hayatı. Seciyesi, Seçme Şiirleri
23. Mehmet Akif Ersoy, Emek Basım ve Yayınevi Güvercin Kitaplar Şiir Serisi
24. Zahir Güvendi (1913-...) Mehmet Akif, Hayatı, Sanatı, Şiirleri
25. Ferit Ragıp Tuncor, Selahattin Arıkan (hazırlayanlar), Mehmet Akif, Jan Jak Ruso, İbrahim Müteferrika, Şarl Darvin
26. Fehmi Cumalıoğlu, Mehmet Akif'in Hayatı ve Tefekkür Cephesi
27. Mehmet Akif. Akif'in 20. Ölüm yıldönümü (1956) nedeniyle Milliyetçiler Derneği'nde yapılan konuşmaları içermekte.
28. M. Emin Erişirgil (1891-1965) Mehmet Akif, İslamcı Bir Şairin Romanı
29. Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan-Doç. Dr. Nurettin Topçu(1909-1975), Mehmet Akif, 20. Ölüm Yıldönümü, Milliyetçiler Derneği Neşriyatı
30. Hilmi Yücebaş(1919-...} Bütün Cepheleriyle Mehmet Akif,
31. Neriman Malkoç Öztürkmen, Mehmet Akif, Safahat, ve Mekan
32. Yaşar Koksal, Mehmet Akif Ersoy
http://www.mehmetakifersoy.com/sayfalar.asp?bolum=menu&id=719
33. Hakkı Gürey, Mehmet Akif' te Deyimler
34. Fehmi Cumalıoğlu, Mehmet Akif' in Hayatı ve İstiklal Marşı
35. Faruk Kadri Timartaş, Mehmet Akif ve Cemiyetimiz
36. Cemal Kutay, Necid Çöllerinde Mehmet Akif
37. A. Cerrah oğlu (Kerim Sadi), Bir İslam Reformatörü Mehmet Akif
38. Muhittin Nalbantoğlu, İstiklal Marşımızın Tarihi,
39. Ali Uğur Gündem vb., Mehmet Akif, Ölümünün Otuzuncu
40. Yıldönümünde
41. Hasan Basri Çan tay, Akifname
42. Yakup Hamzaçebi Büyük Vatansever, Milli Şair Mehmet
Akif Ersoy
43. Prof. Dr. Ali Nihat
44. Tarlan, Mehmet Akif (His.Life and Works) .Publications of the RCD Cultural Institute
45. Sezai Karakoç (1933-...) Mehmet Akif (Hayatı Aksiyonu, Düşünceleri ve Şiiri)
46. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Mehmet Akif,
Türkiye İslam Enstitüleri Talebe Federasyonu Yayını
47. Adil Yılmazoglu. Milli Şair Mehmet Akif
48. Neriman Malkoç Öztürkmen. Mehmet Akif ve Dünyası
49. Doç. Dr. Nurettin Topçu. Mehmet Akif
50. 4o. Mehmet Akif(Hayatı, Şahsiyeti, ve Seçme Şiirleri)
51. Mehmet Selim Karaca. Akif ve Fikret'e Dair
52. Şükran Tunaçar (derleyen). Mehmet Akif ten Bir Demet
53. Ahmet Kabaklı (1924-2001) Mehmet Akif
54. Prof. Dr. M. Kaya Bilgegil. Mehmet Akif, Resmi Hal
Tercümesi Basılmamış Bazı Mektup ve Manzumeleri
55. Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan, Mehmet Akif ve Safahat
56. Semih Topçu, Akif i Yaşamak İstiyoruz, Ölümünün
57. İstiklal Marşı'mızın Kabulünün 50. Yıldönümü Münasebetiyle
58. Mehmet Akif Armağanı ( Büyük Düşünce Adamına, Doğumunun 101 .Yıldönümünde Türk Gençliğinin Armağanıdır) , MTTB
59. Vehbi Vakkasoğlu.İslam Şairi Mehmet Akif
60. Mehmet Akif Sempozyumu(27-28 Aralık 1976),
Hacettepe Üniversitesi ve İdari Bilimler Fakültesi Türk Dili
ve Edebiyatı Bölümü, Kitap, Prof. Doğan Karan, Prof. İhsan
Doğramacı, Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem, Zeynep
Korkmaz, Abdülkadir Karahan, Erol Güngör, Fevziye
Abdullah Tansel, Nihat Nirun, Mehmet Kaplan'ın
konuşmaları
61. M. Ertuğrul Düzdag, Safahat Tetkikleri, 1979
62. Mehmet Muhittin Nalbantoğlu, Mehmet Akif ve İstiklal
Marşı
63. Ahmet Öksüz, Açıklamalı İstiklal Marşı
64. Mustafa Eski, Milli Mücadele'de Mehmet Akif
Kastamonu'da
65. Abidin Sönmez (hazırlayan ve sadeleştiren), Mehmet
Akif, İstiklal Savaşı Hitabeleri, Manastırlı İsmail Hakkı,
Vaizler
66. Zeki Sarıhan. Vatan Türküsü- istiklal Marşı, Tarihi
ve Anlamı
67. Ayral Alparslan. Açıklamalı İstiklal Mars'ımız, Balıkesir
68. İsmet Aksal, İstiklal Marşı' mızın Esasları(İstiklal
Marşı'nın Açıklaması)
69. Osman Nuri Ekiz, Mehmet Akif Ersoy
70. Selahattin Yaşar, Mehmet Akif, Hayatı Sanatı, Fikirleri
71. A. Metin Çalı, Hüseyin Ceylan, Duran Durulmuş, Milli
Şairimiz Mehmet Akif, Çorum
72. Beşir Ayvazoğlu, İstiklal Marşı Tarihi ve Manası
73. Niğde Valiliği, Ölümünün 50. Yılında Milli Şair Mehmet
Akif, Niğde, 1986
74. Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif. Adıyaman Valiliği
Gerger Kaymakamlığı
75. Şanlıurfa İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğü, Ölümünün
50. Yılında Mehmet Akif
76. Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif Ersoy, İstanbul,
1986, Marmara Üniversitesi
77. Yavuz Bülent Bakiler( hazırlayan), Ölümünün 50. Yılında
Mehmet Akif Ersoy
78. Mehmet Akif Ersoy- Ölümünün 50. Yılı, Antakya İl
Kültür ve Turizm Müdürlüğü
79. Hasan Duman, Mehmet Akif ve Bir Mecmua’ nın
Anatomisi
80. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler Genel
Müdürlüğü, Milli Şair Mehmet Akif Ersoy'un Ölümünün 50.
Yıldönümünde Anma Faaliyetleri
81. Mehmet Akif ve Safahat, Tercüman Gazetesi, Beşir
Ayvazoğlu
82. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Sair Mehmet Akif
83. Ersoy'un Ölümünün 50. Yıldönümünde Yapılan Anma Faaliyetleri
84. Kadınhanı İlçe Milli Eğitimden Mehmet Akif Ersoy'a Vefatının 52. Yılı Armağanı
85. 80. Fethi Bolayır, Mehmet Akif Ersoy, Gazi Üniversitesi 93. izzet Kaçar, Eğitimci Yönüyle Mehmet Akif,Konya
86. Nusret Karanlıktagazar, İstiklal Marşı ve Mehmet Akif
Ersoy
87. Mehmet Kaplan, Mehmet Akif ve Çanakkale Savaşı
88. Abdullah Çınar(hazırlayan) Mehmet Akif ve Gençlik,
Kültür ve Edebiyat Dergisi Yayınları
89. Aydın Milli Eğitim Gençlik ye Spor Müdürlüğü, Milli
Şair Mehmet Akif Ersoy, Ölümünün 50. Yılında
90. Abdülkerim Abdülkadiroğlu(hazırlayan), Mehmet Akif
Ersoy'un Makaleleri
91. N.Mehmet Solmaz (hazırlayan), Mehmet Akif'ten
Seçmeler
92. Hüseyin Çakar, İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif
Ersoy'un Aziz Hatırası'na, Ölümünün 50. Yılında, Erzincan
93. Fahir İz, Mehmet Akif-Bir Biyografi
94. Mehmed Doğan, Camideki Şair Mehmet Akif
95. M.Ertuğrul Düzdağ, Mehmet Akif Hakkında
Araştırmalar-z, Mehmet Akif Araştırmaları Merkezi, İstanbul
96. Hüseyin Uğur, İstiklal Marşımız, Malatya
97. Kadınhanı İlçe Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürlüğü,


4 yorum:
Çanakkale Şehitlerine-Mehmet Akif Ersoy
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
çok uzun sevmedim ben bunu nasıl yazcam
uzun ama anlamı çok güzel
cok gusel anlatmıs bayada uzun ama okumaya deger bence paylasım için tşk
Yorum Gönder