Mevlana'ya Göre Tasavvufî Anlamda Kişilik Çözümlemesi
Mevlana'ya Göre Tasavvufî Anlamda Kişilik Çözümlemesi
Tasavvuf insanın durumunu sorgulamasına ve onun kendini gerçekleştirmesine yönelik bir yaklaşım tarzıdır. İlk kez dokuzuncu ve on birinci yüzyıllar arasında ortaya çıkmış, on ikinci yüzyıldan itibaren Mevlânâ düşüncesi ile birlikte en verimli çağına ulaşmıştır. Bu anlayışa göre gerçek benlik, çevre ve kültürün bizde geliştirdiği şey değil, bizzat gelişmekte olan evrenin bir ürünüdür. Bu anlamda Freud'un psikolojik yaklaşımında da bahsedildiği üzere; insanı kendi aslından ve gerçek hayattan koparan geleneksel ben'i ortadan kaldırmak suretiyle evrensel bene ulaşmak için, bilinçaltı kavramının ele alınması gerekmektedir. Yani gerçek benliği oluşturmak ve tam bir farkındalık için bilinç boşaltılmalı ve bilinçaltı açığa çıkarılmalıdır. Böylesi bir evrensel varoluş düzeyi, benden uzaklaşmak� (gerçek benin ortaya çıkmasını engelleyen tüm deneyimleri ortadan kaldırmak) ve �benin tamamen farkında olmak� şeklinde iki aşamalıdır.
Tasavvufî olarak kendini gerçekleştirmiş bir kişilik, varlık halkasını tamamlayana kadar değişik süreçler yaşar ve neticede tümüyle bir yeniden doğuş tecrübesi kazanır. Ana rahmine düşme ile başlayan gelişimsel süreç doğum, kültürleşme, ihtisaslaşma, kişiliğinin farkına varma, kişiliğin nesnelleşmesi, kültürün rolünü kavrama, çevreyi algılama, insanı algılama, bilinçaltını açığa çıkarma ile devam eder ve bilinçli varoluş düzeyi ile son bulur.
Mevlânâ'ya göre geleneksel ben, insanı aslından koparmaktadır. Bu nedenle tam bir farkındalık için bilinci boşaltarak bilinçaltını açığa çıkarmak gerekmektedir. Bu düzey ise evrensel benlik düzeyidir. İlk farkında oluş tecrübesinden sonra başlayan gelişme süreci tam farkındalık düzeyine ulaşan birey artık evrensel bir insandır. Ancak, gerçek bene ulaşmak isteyen birey bu süreç içerisinde içgüdüler, dürtüler, bencil güdüler veya nefis tarafından olumsuz yönde etkilenir. Bu doğal engellerin ortadan kalkması için arzularına hükmetmek ve bunun için aklını kullanmak durumundadır. Freud da nefsin tümden yok edilemeyip, dürtülerin ancak tatmin edildikten sonra aşama aşama sınırlandırılarak aklın kontrolüne alınabileceğini savunmuştur. İnsan doğasındaki bu doğal dürtüler (cinsellik, açgözlülük, başarı...) nedeniyle tasavvufî felsefe yetişkinlere oldukça uygundur. Çünkü tasavvufî felsefede yetişkin eğitimi esastır.
Mevlânâ kopya insan yerine, kendinden doğuşu gerçekleştiren evrensel insana ulaşmak istemiştir. Ona göre nefis de sevgi (aşk) gibi kendine uyulduğu taktirde insan hayatını yönetebilecek kadar güçlüdür. O, evrensel benliğe ulaşmak için nefsi akılla kontrol etmek ve geleneksel benliği aşağı çekmek gerektiği düşüncesindedir. Mevlânâ bu anlamda tasavvufu, içgüdüsel davranışlardan kurtulmak ve gerçek benliğe ulaşmak için bir hayat yolu olarak görüyordu.
Bugüne değin psikoloji ve psikanalizde yapılan insan kimliği konulu çalışmaların bir çoğu çocukluk boyutunda tartışılmıştır. Ayrıca kişi kimliği (ego) bireyin daha önceki gelişimsel aşamalarının bir sentezi olarak kabul edilmiş, kişisel kimliğin ötesinde bir evrensel kimlikten pek söz edilmemiştir. Ancak Eric From, farklı bir yaklaşımla bir evrensel kimlikten söz etmiş; geleneksel hayat içerisinde, çevrenin bilinçaltı çatışmalarına neden olduğunu ve bunun da kişilik gelişimine engel teşkil ettiğini savunmuştur. Yani Eric From'un ulaştığı nokta ile tasavvufî yaklaşım arasında büyük benzerlikler görülmektedir.
Mevlânâ Kimliği, Eğitim Anlayışı ve Semâ
Mevlânâ'ya göre insanı bir sistem bütünlüğü hâlinde algılayabilmek bakımından Mevlânâ kimliği ve eğitim anlayışı ile bu eğitim sürecinde en önemli vasıta olarak gördüğü şiir, müzik ve semâ�yı anlamak gerekecektir.
Mevlânâ Kimliği
Mevlânâ, İslâm, Yunan ve Hint kültürlerinin sentezini aşarak, insanlık tarihinde varoluşsal çelişkinin üstesinden gelmiş ve evrensel varlık düzeyine erişmiş bir düşünür, şair ve gönül insanıdır (Çam, 1989). O, on üçüncü yüzyıl Anadolusu�nun kaotik ortamı içerisinde, kişiliğinde yaşamış olduğu birtakım değişimler neticesi kendince yeni bir yaşam ilkesi benimsemiştir. Gerek aileden gelen engin bilgi birikimi gerekse dinî ilimlerde kendini ispatlamış bir âlim ve manevî bir lider olmasına rağmen, manevî rehber olarak gördüğü Şems ile tanıştıktan sonra, gerçek benliğini tanımak adına tüm geleneksel değerlere veda etmiştir. Manevî liderliğinin son yıllarında, �Neden her insanın aklı yaratıcı değil? Neden bazı insanlar düşmanlık üretir? Neden insanlar bu kadar dar kafalı ve bu kadar çeşit çeşitler? Sevgi geldiğinde neden tavırlar değişir, anlayış gelişir ve farklılıklar kaybolur?� gibi sorularla geleneksel hayatın sınırlılıklarını kavramış ve kendini otoritenin her türünden özgürleştirmiştir. O gerçek beni bulmak için içe dönerek mükemmeli aramış ve tecrübe edindiği büyük duygu değişimi sonrasında �Mesnevi� adlı eseri yazmıştır (Sergen 1989).
Mesnevi, gelişmek isteyen ve arayan insanın ilerleyen yolunu gösteren davranış biçimlerini kapsamaktadır. Daha gelişkin bir kişilik kazanmak ve daha iyi bir hayat sürmek için, geleneksel benliğin ortadan kaldırılarak sevgide bütünleşmesi gereği tavsiye edilmektedir. İnsan ruhunun sırlarını ifade etmedeki güçlük nedeniyle Mevlânâ Mesnevi�de metaforik (mecazî) bir dille çeşitli hikâyeler, kinayeler, örnekler ve tiplemelerden faydalanmıştır (Arasteh, 2000).
Mevlânâ ve Eğitim
Mevlânâ'ya göre eğitim, insanı olgunluğa ve kemâle taşıyan ve çok yönlü değerleri kapsayan bir süreçtir. Ona göre daha iyi insan yetiştirmenin yolu ruhu manevî değerlerle arındırmak ve ahlâkın güzelleştirilmesini sağlamaktır. Bu amaçla bir eğitimci olarak Mevlânâ, insan ruhu üzerinde çok etkili bir sanat dalı olan şiiri bir eğitim aracı olarak seçmiştir. Amacı, vermek istediği mesajları mecazla kısa yoldan iletmek suretiyle gönülleri eğitmektir (Yeniterzi, 1995). Onun eğitim modeli bir anlamda, insanı ruhen eğitmek suretiyle hür insan oluşturmaya yönelik bir İKG modeli olarak algılanabilir.
Mevlânâ'ya göre eğitimin iki önemli aşaması vardır. Birincisi bireyleri tek tek eğitmek olup eğitimin önemli bir aşamasıdır. İkincisi ise sağlıklı, uyumlu, dengeli ve adaletli bir toplum hatta toplumlar dünyası oluşturmaktır ki Mevlânâ�nın asıl yapmak istediği de budur. Böylesi bütünleyici bir sistem aracılığıyla, insan yalnız kendi varlığından ibaret bağımsız bir bütünlük olmayıp aynı zamanda büyük bir bütünün küçük parçası olduğunu öğrenir. Yani bir bedende tek tek hücreler neyi ifade ediyorsa evren için de insan odur. Çünkü hücrelerin tek tek sağlıklı, uyumlu ve dengeli olması bütünün de aynı özellikleri taşımasını sağlar. Bu nedenle sağlıksızlar sağaltılmalı, sağlıklı hâle getirilmelidir (Düzen, 1991). Bu bir anlamda Toplam Kalite Yönetimi (TKY) anlayışının Mevlânâ�ya göre farklı bir ifadesidir. Onun bireyden başlayarak sağlıklı topluma ulaşma yolunda kullandığı yöntemlerin tümü (inanç, semâ, müzik, şiir, ders...) bu hedefe yöneliktir.
Mevlânâ'ya göre çalışmak, etkin olmak ve bitmeyen bir enerjiyle güçlüklerle mücadele etmek çok önemlidir. O, iyi insan olma yolunda ahlâklı olmanın yanı sıra, çalışmak ve faydacı olmanın gerekliliğine de işaret etmiştir. Aktuna�ya göre ondaki ahlâk ve vicdan kavramı Freud�un üst ben kavramı ile örtüşmektedir. O, insan ruhuna gereken önemi vermek suretiyle günümüz psikodinamik anlayışında önem taşıyan pek çok hususa yıllar öncesinden işaret etmiştir. Mevlânâ�ya göre nefis ancak temizlendikten sonra geliştirilebilir. Onun üzerinde yoğunlaştığı �sevgi (aşk)� ve �çalışmak� kavramları, bugün psikoloji biliminde de sağlıklı ruh hâlinin temelini oluşturmaktadır (Aktuna, 1987). Mevlânâ bu yaklaşım tarzıyla;
"Sürekli çalış, hareketli ol. Çünkü akar su donmaz. Aşk bile boy atıp baş çekme sırrını hareketten elde etti" (Cin, 1993).
"İnsanın uğradığı zararlar, çalışmamasından ileri gelir; elde ettiği kazançlar ise çalışıp çabalamasından� (Kutlu, 1995). diyerek insan hayatına bir dinamizm getirmektedir. Yine;
"Cömertlikte, yardım etmede akarsu gibi ol! Şefkat ve merhamette güneş gibi ol! Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol! Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol! Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol! Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol!� (Halıcı, 1997). diyerek sevgi, hoşgörü ve tevazunun önemini vurgulamaktadır. Dolayısıyla o, bir bireyin sevgi ve hoşgörüyü, çalışma ve yenilikle bütünleştirebildiği ölçüde gerçek anlamda kişisel olgunluğa erişebileceğini savlamaktadır (Kocatürk, 1987).
Bir eğitim süreci olarak tasavvuf; ferdî, kademeli, programlı ve yetişkinlere yönelik bir eğitim olmasının yanısıra eğitimde kullanılan metotlar (anlatım, soru-cevap, yaşayarak öğrenme, gözlem�) yönünden de modern eğitimle büyük benzerlikler taşımaktadır (Gözütok, 1997). Bu eğitimin önemli bir diğer özelliği, performansı ateşleyecek heyecan motifleri oluşturmak suretiyle zekânın geliştirilmesidir. Çünkü pek çok başarılı çalışma, icat ve sanat eseri bilgi ve kalp bütünleşmesinden oluşan yüksek duygulanımlar hâlinde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla yüksek yaratıcılık ve yapılan işe duyulan aşk tasavvuf eğitiminin özünü oluşturmaktadır.
Mevlânâ ile birlikte Ahmet Yesevi, Tebrizî, Bektaşî, Yunus, Âhi Evran gibi topluma öncülük eden birçok eğitimci on üçüncü yüzyıl Anadolu�sunun kültür, eğitim ve inanç haritasını yeniden oluşturmuşlardır. Eğitim değeri açısından bu öncülerin sahip olduğu ilkeler sağlıklı beden, dengeli ruh, ayrımsız adalet, sevgiye dayalı toplum, hür düşünceye dayalı inanç sisteminden oluşmaktadır. Bu misyon sahipleri kendileriyle olduğu kadar birbirleriyle de uyumlu, saygılı, birbirini önemseyen, inanan ve birbirlerini tamamlayan, sevmek, sevilmek, bağışlamak, hoş görmek ve birleşmek gibi değerler taşıyan bir nevi toplum mimarıydılar (Düzen, 1991).
(yayim.meb.gov.tr)


0 yorum:
Yorum Gönder